Ağustos 2011, Tayland'a 12. gidişim. Hafızamı zorlayıp, 10 sene önceye gidip şimdiki zamanın Tayland'ıyla karşılaştırınca değişen çok şeyden bahsetmek mümkün değil. Değişen az şeyden ve malesef ki değişemeyen onca şeyi anlatmadan önce size kısa bir Tayland profili çizmek istiyorum. Ülke turistler adına iki kelimeyle özetlenebilir, ucuz cennet. Dünyanın herangi bir yerinde yapamayacağınız şeyleri burada çok cüzzi miktarda paralara gerçekleştirmek mümkün. Her türlü lüksün bulunabildiği bu ülkenin tadını Güneydoğu Asya'nın diğer ülkelerinde olduğu gibi çok şaşırtıcı bir şekilde turistler çıkartmakta. 1 doların günümüzde 30 Baht ettiği ülkede ortalama maaş 3000-4000 Baht arasında değişiyor. Bu nedenle bungee jumping için 3200 Baht fiyat biçen lokal firmaların düzenlediği turlara katılan Tayland'li yok denecek kadar az. Bu ülke zenginin çok zengin, fakirin çok fakir olduğu, orta sınıfın yeni yeni genişlediği ülkelerden. Başkent Bang Kok'da Asya'nın en büyük alışveriş merkezlerinden Siam Paragon yükselmekte. Bu alışveriş merkezinde Louis Vuitton'dan Armani'ye, Chanel'den G-Star'a kadar tüm ultra lüks markaları bulabilmek mümkün. İçeriye girdiğinizde karşılaşacağınız ortam 2 dakika önce sokaklarında gezdiğiniz şehrin ortamında çok çok farklı. İçeride binlerce kişi pahalı mağazalarda para harcamak için yarışıyor, lüks lokantalarda yemek yiyorlar. İnsan rüyada olduğunu bile düşünebilir, yok burası Tayland olamaz. Ama evet, burası Tayland! Sokaklarında dilencilerin dolaştığı, üç beş kuruş kazanmak için sokakta yelpaze satan insanların ülkesi Tayland. Değişen şey işte bu! Eskiden bu zengin azınlığı görecek bir ortam yoktu bu ülkede. E tabi hemen bunu farkeden yabancılar kondurdu Bang Kok'ün orta yerine bir lüks alışveriş merkezi. İçerisi buram buram ironi kokuyor. 10 Dolara imal edilen malın 5000 Dolara yeniden pazara kazandırılmasını izlemek ne büyük zevk. Kendi ülkemde Lacoste'un üretilmesini ve alışveriş merkezlerinde yanına iki sıfır atılarak satılması aklıma geliyor. Benim Tayland'im burası değil. Çıkıyorum.
Akşam vakti olduğu zaman Bang Kok'da çok da fazla seçenek bulunmuyor. En azından çocuklu aileler için. Önce Pat Pong adlı gece pazarında alışveriş için bir iki tür atılır, sonra kapağı masaj salonunda atarsınız. Masaj sonrası gevşeyen bünyeler odaya girer girmez sızarlar. İşte benim Tayland'im malesef, evet malesef ki Pat Pong'da ve ardından gelen masaj salonunda gizli. Pat Pong geniş bir sokak. Ortasında sıra sıra tezgahlar, hınca hınç bir turist kalabalığı ve 'Madameee, siiiiir' diye bağıran Taylandlı satıcılar. Fakat bu sokağın köşesinde yürümeye karar verirseniz asıl manzarayla orada karşılaşacaksınız. Sıra sıra striptiz klüpleri, önlerin onlarca kadın, içeri girmeniz için sık sık laf atıyorlar. Ama bir sorun var, bu kadınlar fazla bakımlı, fazla uzun, fazla büyük elli, fazla yapılı. Evet, buradaki tüm kadınlar aslında birer travesti. Taylandda onlara lady boy deniyor. Ülkenin fakir bölgelerinde iş bulamayan, büyük umutlarla Bang Kok'a gelen gençleri hemen büyük şehir yutuyor. Aç kalmaktansa bu klüplere düşüyor çoğunluğu, ve zengin Avrupalı babaların gelip geceyi onlarla geçirmesini bekliyorlar. Böyle anlattığıma bakmayın, hepsi çok neşeli, gülüyorlar. Acı kahkahalar ve çaresizce erkekleri içeri çekmeye çalışmalar. Burası benim Tayland'im işte. Size de İstanbul'u hatırlatmıyor mu? Üzülmeyin, travesti istemiyorsanız 5-10 dolar fazla verip hemen arka sokaklardaki genel evlerde 18 yaş altı yüzlerce kız bulabilirsiniz. Onlar da size 'sir' diye hitap edecekler, 13 yasında Avrupalı bir emeklinin altından çoktan geçtiği için rahat bir şekilde sizi baştan çıkarmaya çalışacaktır. Tayland'da bunun gibi bazı şeyler hiç değişmiyor. Tanrı'nın bu sokaklara uğramadığını düşünerek ilerleyebiliriz. Eğer bu büyük eğlenceye katılmadıysanız sıradaki mekanınız masaj salonu. Saatlik 5-10-15 liraya kendinizden geçebilirsiniz. Her masaj salonunda çalışan onlarca kadın var. Günde bir kadın en fazla 5 kişiye masaj yapabiliyor. Aylık maaşlarını sorduğunuzda emeğin karşılığının ne derece eşit olduğu görülebilir, 1500 Baht, yani 50 Dolar. Bu eşitlik de senelerdir değişmedi. Acı gerçek, böyle gelmiş böyle gidecek. Tayland'a gidecek olanlar, bu kadınların cebine biraz bahşiş koymayı ihmal etmeyin. Onlar 24 saat yaşayan şehrin içinde hayatta kalmaya çalışanlar.
Tayland her türlü turist için dengeyi kurabilen bir ülke. Ekstrem sporlarla uğraşan bir kişi Phuket yada Ko Samui'de devasa adalarda kaya tırmanışı yapabilir, şelalerden atlayıp bungee jumping yapabilir veya dünyanın en iyi dalış noktalarından bir çoğuna ev sahipliği yapan bu ülkede tüple dalışa çıkabilirler. Dalış diğer ülkelere göre çok daha ucuz ve su altı yaşamı tsunami sonrası çok değişmiş olsa da hala canlılığını koruyor. Daha kültürel turlar arayan kişiler Bang Kok'daki mükemmel tapınakları gezebilir, nehirde bot gezisi yaptıktan sonra yüzen markete uğrayıp 100 sene öncesinin Tayland'ındaki ticari yaşama tanık olabilirler. Bunun dışında Tayland'ın her yerinde fillerle veya çiplerle safari yapılabilir. Ülkede özellikle Türk turistlerin adını bile duymadığı çok güzel bir şehir var, kuzeydeki Chiang Mai. Bu şehrin adını kimse unutmasın çünkü Tayland'a giden herkesin en az 3 gün uğraması gereken bir şehir. Burada 10 km. rafting yapabilir, ülkenin en büyük ağaçtan ağaca iplerle atlanılan platformunda adrenalini yaşayabilirsiniz. Chiang Mai içerisindeki eski şehir ise Tayland'ın turistlerle boğulmamış ender yerlerinden bir tanesi. Merkezdeki tapınak binlerce sene önce yapılmış ve içeride günün herangı bir saatinde Budist öğrencilerin eğitimlerini ve meditasyonlarını izleyebilirsiniz. Son olarak, Chiang Mai, ülkedeki Burma göçmeni 'uzun boyun kabilesi' kamplarının bulunduğu ender yerlerden. Belli bir dağ yerleşiminde yaşayan bu insanlar bulundukları alanı 20 sene boyunca terk edemiyorlar çünkü önce Tayland vatandaşı olmaları gerekiyor. Bu insanlar sadece turistlerin getireceği paralara muhtaçlar. Hepsi gülüyorlar, aynı bir hayvanat bahçesindeki gibi fotoğraflarını çekmenize, dokunmanıza izin veriyorlar. Vermek zorundalar, gülmek zorundalar, kafesteki bir hayvan gibi yaşamak zorundalar, turistleri memnuk etmek zorundalar, zorundalar, zorundalar... Yoksa, ne çocuklarının karnını doyurabilirler, ne eğitim sağalayabilirler, ne de bu ülkede barınabilirler. Belki orada fotoğraf çekmek çok eğlenceli, fakat durup bir düşününce üzülmemek elde değil. Empati yapamadığınızı hissedeceksiniz. Yapamazsınız çünkü, kafeste yaşamanın empatisini.
Burası gülen Budaların memleketi. Taylandlıların Budaları aşık süratli değil. Hep gülüyorlar. Bu gülücük halka da yansımış. 12 seferdir bir tane tartışan, kavga eden, birbirine bağıran Tayland'li daha göremedim. Bu insanlar boyutların, zamanın ötesinde yaşıyorlar. Sonuç olarak hepsinin ortak amacı hayata tutunmak ve tanrıları mutlu etmek. Merak etmişsinizdir, nasıl travestiler yani başınızdaydı diye. Burası hoşgörü ülkesi çünkü, toleransın doruk noktası. Onları yıllarca sömüren, ülkeyi vahşice kemiren İngilizleri ülkesine sokan, takımlarını tutan bir ülke burası. Travestiler de saygı görüyor, yaşlı bir adamla oturup konuşabiliyor. Biliyorlar ki bazı şeylerin üzerinde hiç kimsenin kontrolü yok. Saygı var bu ülkede. 500 bin Hristiyan'a, 1 milyon Müslüman'a saygı var bu ülkede. Buranın Budaları gülüyor, herkese kucak açıyor. Ve bunca acıya ve zorluğa rağmen buda, halkın suratına bir gülücük ekliyor, ve bu Tayland'da hiç değişmiyor.
NOT: Fotograflar benim objektifimden.


Ne güzel yaşmışsın! Ellerine sağlık..
YanıtlaSilcok cok mersi :)
YanıtlaSilçok çok beğendim okuduğum en iyi gezi yazılarından biri :)
YanıtlaSil